İş Hukuku’nda İşçi ve İşveren

İş Hukuku’nda İşçi ve İşveren

İş Hukuku’nda İşçi

İş Hukuku’nun ilgilendikleri arasında işçi ve işveren vardır. İşçi olmadan işverenin fiilen varlığından söz edilemeyeceği gibi işveren olmadan da işçinin fiili varlığından söz edemeyebiliriz. İşçi çalıştıran bir kurum veya kuruluş olan işverenin işçisi olmadığında bir gerçek ya da tüzel kişi olmasının bir değeri yoktur. adresini ziyaret ederek bu konuda kapsamlı bilgi edinebilirsiniz.

İş Hukuku’nda İşveren

Aslına bakarsanız İş Hukuku’nun ortaya çıkışındaki asıl amaç işçiyi korumaktır. İşçinin haftalık tatilini kapsayan 1924 Hafta Tatili Kanunu ile İş Hukuku’nun temelleri atılmıştır. İş Hukuku’nun temelindeki kavram direkt olarak işçidir diyebiliriz. Maddelerin büyük çoğu işçinin çıkarları esas alınarak konulur. İş Hukuku’nda işçi tanımını “kendisine işveren kişiye bağımlı olan ve işverenin işinde çalışması karşılığında ücret alan kişi” olarak yapabiliriz. Ayrıca bu işçi bir gerçek kişi olmak zorundadır. Ayrıca bir kimsenin işçi niteliği kazanabilmesi için İş Hukuku’nun bir şartı vardır. O da işçi ile işveren arasında yapılan iş sözleşmesidir. İşçi niteliği sözleşmeye dayandırılmalıdır. Bu maddeyi baz aldığımızda herkes işçi kategorisine girmemektedir. Yani; çıraklar, istisnai durumlar, vekâlet halinde olanlar, adi şirket gibi sözleşmelere güvenerek çalışanlar ve stajyer olarak çalışan kişiler işçi sınıfında değillerdir. Çünkü bu kişilerin iş sözleşmeleri bulunmamaktadır. Ayrıca İdare Hukuku kuralları çerçevesinde çalışan memurlar ve idari sözleşmeli personeller de işçi sınıfında kabul edilemezler. İş sözleşmesi ile beraber işçi iş görme ile borçlanmaktadır ve sözleşmede belirtilen vakitlerde bu borcu yerine getirmekle yükümlüdür. İş Kanunu’nda açıkça belirtilen tanımda gerçek veya tüzel kişi olmak şartıyla işveren, kendi bünyesinde işçi çalıştıran kurum veya kuruluş olarak geçmektedir. İş Kanunu’nda görüldüğü üzere işverenin varlığı işçiye bağlıdır. İşverenin, işveren niteliği kazanması için işçi çalıştırıyor olması gerekmektedir.